Bir marka düşünün: adını okumadan tanıyorsunuz. Ama işin ilginç tarafı şu; dünyanın en tanınmış motosiklet logolarından biri olan Bar and Shield’ı kimin tasarladığını bilmiyoruz. Dahası, Harley-Davidson’ın kendi arşivi de bilmiyor. Bu bölümde Harley-Davidson logosu nasıl bugünkü hâline geldi, adım adım bakıyoruz.
Harley-Davidson Logosu: Tasarımcısı Bilinmeyen Bir İşaret
Hikâye 1903’te Milwaukee’de başlıyor. O yıllarda bugünkü anlamda bir marka departmanı yok. Logo kılavuzu yok, kurumsal renk kodu yok. Önce motosikleti çalıştırmak, sonra onu kimin yaptığını anlatmak gerekiyor.
İlk dönem Harley’lerde marka; depo yazıları, dekoratif çizgiler ve transfer dekallerle görünüyor. Davidson ailesi, Janet Davidson’ın ilk motosikletlerde yazı ve pinstripe işlerine katkı verdiğini anlatıyor. Fakat burada önemli bir ayrım var. Depo yazısı yapmak, 1910’da ortaya çıkan Bar and Shield’ı onun çizdiği anlamına gelmiyor. Üstelik arşivler de orijinal tasarımcıyı gösteren bir kayıt tutmuyor.
Kesin bildiğimiz şu: 1910’da Bar and Shield markanın resmî simgesiydi. Kalkan gücü, bar ise mekanik dayanıklılığı çağrıştırıyor. Belki de amaç yalnızca uzun ismi okunaklı biçimde taşımaktı. Bilmiyoruz. Bence hikâyeyi güzel yapan şeylerden biri de bu.
Harley-Davidson Logosu Turuncu-Siyaha Ne Zaman Oturdu?
Harley denince akla gelen ikinci şey turuncu ve siyah. Fakat bu renkler 1910’dan itibaren sabit değildi. Arşivler, siyah-turuncu ile Bar and Shield’ın belirgin biçimde birleşmesini 1922’deki parça ve aksesuar ambalajlarına tarihlendiriyor. Ayrıca marka aynı logoyu farklı kataloglarda farklı renklerle basıyordu. Kalkanın şekli değişiyor, yazı karakteri değişiyor; ama temel kompozisyon aynı kalıyordu.
1953’teki V: Logo Değil, Madalyon
1953’te 50. yıl için çıkan büyük V işaretini internette sık sık “markanın yeni logosu” diye anlatıyorlar. Oysa bu işaret, Bar and Shield’ın yerine geçen bir şirket logosu değildi. Daha çok bir yıldönümü madalyonuydu. Harley bu pirinç rozeti 1954 model yılı motosikletlerin bir bölümünde ön çamurluğa taktı. Bu ayrım önemli. Çünkü ana logo yoluna devam ederken marka, depolarda ve aksesuarlarda bambaşka semboller de kullanıyordu.
Asıl Kimlik Depo Grafiklerindeydi
30’lardan 60’lara kadar insanlar Harley’i çoğu zaman logodan değil, deponun üzerindeki yazıdan tanıyordu. Çünkü marka neredeyse her model yılında farklı bir depo grafiği kullanıyordu.
1933’te art deco’dan ilham alan iki renkli grafikler geldi. Ardından 1934’te Flying Diamond tasarımı çıktı. 1936’da ise Knucklehead ile birlikte marka bambaşka bir dil benimsedi. 1940’ta Harley ilk kez çıkartma yerine metal depo arması taktı. Savaş yüzünden bu armalar kısa süre yolda kaldı. Bu yüzden bugün koleksiyoncuların en çok aradığı parçalardan biri. Son olarak 1951’in eğik, akıcı yazısı Panhead döneminin simgesi oldu.
Yani bir Harley’e uzaktan baktığınızda, hangi yıl çıktığını bazen motordan önce deponun yazısı söyler.
Willie G. ve Number One
1960’larda tasarım sadeleşiyordu. Bar and Shield daha yatay ve geometrik bir biçime döndü. Böylece koleksiyoncuların “diamond logo” dediği tasarım 1963 model depolarda karşımıza çıktı.
Bu noktada hikâyeye Willie G. Davidson giriyor. Los Angeles’ta ulaşım tasarımı okudu. Ayrıca batı yakasının custom ve hot rod kültürünü yakından gördü. Ardından 1963’te şirkete katıldı. O sırada tasarım bölümü yalnızca iki kişiydi. Willie G., motosiklette motor ve şasi kadar siluetin, depo grafiğinin ve rengin de önemli olduğunu savunuyordu. 1971 Super Glide bu düşüncenin en güçlü örneklerinden biri oldu: fabrikadan çıkmasına rağmen custom görünmeye çalışan bir motosiklet.
Super Glide’ın üzerinde bir sembol daha vardı: Number One. Harley bu logoyu, Mert Lawwill’in 1969 AMA Grand National şampiyonluğu için çizdi. Ancak kısa sürede yarış rozetinden çıkıp markanın genel iddiasına dönüştü.
Liberty Kartalı ve Sonrası
1976’da ABD’nin 200. yılı yaklaşırken Willie G., Milwaukee’li sanatçı Paul Smith ile çalışarak Liberty Edition’ı ortaya çıkardı. Kompozisyonda üç öge vardı: özgürlüğü temsil eden kartal, pençelerinde tarihi temsil eden Bar and Shield ve başarıyı temsil eden Number One. Bu kompozisyon, depoya iliştirdiğiniz küçük bir logo değildi. Aksine deponun tamamını kaplıyordu.
Aynı depolarda AMF yazısı da vardı; çünkü şirket 1969-1981 arasında AMF kontrolündeydi. 1981’de Willie G.’nin de içinde olduğu 13 kişilik grup şirketi geri aldı. Böylece bağımsızlığı anlatan grafik ortaya çıktı: kartal artık tek başına uçuyordu.
Bugün “klasik Harley logosu” dediğimiz heritage biçimi ise ilk kez 1977 XLCR Cafe Racer’ın deposunda net biçimde görüyoruz. Yani ileriye dönük, sıra dışı bir motosiklet, üzerinde geçmişten gelen bir logo taşıyordu. Harley’in yaklaşımı çoğu zaman tam olarak buydu: yeni bir şey yaparken geçmişle bağı koparmamak.
Sonuç
Harley-Davidson logosu bu yüzden tek bir çizimin değil, uzun bir birikimin sonucu. Harley logosu 100 yıldır hiç değişmemiş değil. Yazısı değişti, kalkanı değişti, rengi değişti. Ama değişmeyen bir şey var. İnsanlar o işareti bir gruba ait olmanın simgesi sayıyor. Ceketin arkasına, garajın duvarına, deponun üstüne, bazen kendi tenine taşıyor. Yani logo, fabrikadan çıkan bir tasarım olmaktan çıkıp kullanıcıların sahiplendiği bir kültür sembolüne dönüşüyor.
Ürünlerimizi West Riders Custom sayfamızdan inceleyebilirsiniz. Peki sizin en beğendiğiniz Harley logosu hangisi: Bar and Shield mı, Number One mı, yoksa Liberty kartalı mı? Yorumlarda konuşalım.
Videoyu YouTube’da izleyin: Harley-Davidson Logosunun Bilinmeyen Hikâyesi


