Bazen plan, yaptığınız gibi gitmez. Hatta çoğu zaman hiç planladığınız gibi gitmez. Ama işin güzel tarafı da biraz burada başlıyor. Bu gezimizde yine motorları hazırladık, eşyaları bağladık, erken çıkacağız dedik, geç çıktık, sıcakta kavrulduk, yol üstünde mola üstüne mola verdik, bazen kamp yaptık, bazen otel bulduk, bazen denize girdik, bazen toplantı bekledik. Sonunda da üç grup, üç ayrı rota derken en sonunda Olimpos’ta birbirimizi bulduk.
Bu bir “kusursuz tatil” hikayesi değil. Bu daha çok gerçek bir yol hikayesi. Biraz sıcak, biraz yorgunluk, biraz saçmalık, bolca manzara, bolca muhabbet ve tabii ki motor.
Yolun başı: plan başka, gerçek başka
Normalde sabah erken çıkacaktık. Klasik şekilde plan yine bozuldu. Uykular uzadı, hazırlıklar sarktı, motor bakımları son dakikaya kaldı. Yani kısacası, olması gerektiği gibi başladı.
İlk grup Arda ve İlke, hedef Akyaka’ydı. Bir haftalık tatil planı vardı ama rotanın ne kadar sabit kalacağı en başından belli değildi. Zaten böyle yolculuklarda her şey biraz gidişata göre şekilleniyor. “Şuraya gideriz” diye çıkıyorsun, iki mola sonra başka bir plan yapıyorsun. Bazen de hiçbir plan yapmadan devam ediyorsun.
Akyaka: ilk durak, ilk nefes
İlke ve Arda Akyaka’ya vardığında yorgunluk bir anda biraz dağıldı. Yemek yedik, etrafa baktık, merkezin havasını aldık. Zaten Akyaka’nın belli bir karakteri var; girince hemen kendini hissettiriyor.
Bu yolculukta bazı noktalarda çadır kurduk. Bunun çok romantik bir açıklaması yok. Günümüz Türkiye’sinde otel fiyatları ortada. O yüzden bazen kamp, sadece keyif için değil, doğrudan mantıklı olduğu için de devreye giriyor.
Geceyi geçirdik, sabah yeni güne yine küçük aksiliklerle başladık. Kimi zaman SD kart çalışmadı, kimi zaman ekipmanla uğraşıldı. Ama o da artık işin parçası.
Sıcak, yol ve bitmeyen molalar
Yolun en net ortak konusu sıcaktı. Sabah serin çıkarız diye düşünüp öğlen güneşinin altında sürmek, bu işin klasiklerinden biri oldu. Kaskın içinde fön makinesi çalışıyor gibi bir hava vardı. Üstüne bir de uzun yol ve tam yüklü motorlar eklenince, mola sayısı doğal olarak arttı.
Ama açık konuşmak gerekirse, o molalar da yolun güzel tarafıydı. Bir yerde manzaraya karşı durduk, bir yerde gözleme planı yaptık, bir yerde sadece nefes almak için kenara çektik. Bazen 50 kilometre gidip durduk, sonra bir 50 kilometre daha gidip yine durduk. Bu seyahatin temposu “yardıra yardıra” değil, göre göre, dura dura ilerlemek oldu.
2. Grup: Patara’ya doğru: yorgunluk, toplantı ve kaçan gün batımı
2 Grup: Berke, Mert ve Esra için yol uzadıkça herkesin enerjisi biraz şekil değiştirdi. İlk baştaki gaz bir noktadan sonra “bir an önce varalım” moduna döndü. Gün batımına yetişme planları yapıldı ama işler yine planlandığı gibi gitmedi. Online toplantılar, molalar, küçük gecikmeler derken gün batımı kaçtı.
Tabii bu durum da boş geçmedi. Suçlu arandı, bahaneler üretildi, herkes birbirine hafif hafif yüklendi. “Sen geç uyandın”, “sen toplantıya girdin”, “motor bozuk olmasaydı” gibi cümleler havada uçuştu. Sonuçta güneş battı ama muhabbet devam etti.
Bir noktadan sonra zaten tatilin kuralı belli oldu: ne kaçtıysa kaçtı, yerine başka bir şey gelir.
3. gün: motorla devam, manzara tam gaz
Yolculuk ilerledikçe motorların karakteri daha da ortaya çıktı. Kimisi yük altında hala akıyordu, kimisi her zamanki gibi yağ kaçırıyordu ama yine de gidiyordu. Zaten bazı motorlar arıza çıkarsa bile insanı yolda bırakmayacakmış gibi bir güven veriyor. Bunu kullanan bilir.
Rotada Kaş, Kalkan, Finike virajları, Kaputaş ihtimali, mağaralı koy planları vardı. Bazı yerlerde duruldu, bazı güzel anlar kaçtı, bazı çekimler kayda girmedi. GoPro’yu açtığını sanıp aslında hiç kayıt almamak da yolun ayrı bir geleneği oldu.
Ama virajlar, manzaralar ve o sahil hattı gerçekten her seferinde ayrı bir tat veriyor. Özellikle yolu bilen biri için bu rotayı tekrar yapmak bile sıkıcı değil.
Knidos Antik Kenti: rotaya tarih karıştı
Yolculuğun en güzel taraflarından biri de sadece sürmek olmuyor. Arada antik kent gezmek, durup biraz etrafa bakmak, yolun ritmini başka bir yere taşıyor.
Knidos’ta da öyle oldu. Rehbersiz gezdik, bolca yorum yaptık, yarı ciddi yarı sallama bilgilerle dolaştık. Ama işin özünde güzel olan şey şuydu: böyle yerlerde internetten okuyabileceğiniz bilgilerin ötesinde, canlı görmek bambaşka bir his veriyor.
Bazen neye baktığınızı tam bilmeseniz bile, oranın hissi yetiyor.
Olympos’ varış
Bir noktadan sonra uzun yol bitti, “tamam, şimdi gerçekten tatildeyiz” hissi geldi. 2. Grup (Berke, Mert ve Esra) konaklama yerine 2 gün önce vardı, odalar görüldü, klima nimet gibi geldi, duşla birlikte insan formuna geri dönüldü.
3. Grup Merthan ve İpek için doğal kaynak suyuyla dolan havuz, buz gibi su, havuz başı muhabbeti, akşam yemeği planları derken iki grupta da tempo iyice düştü. Yol modundan çıkıp tatil moduna geçildi. Bu geçişin en net işareti de şu oldu: artık motor sürmekten çok ne yiyeceğiz konuşulmaya başlandı.
Bu vlogda bir şeyi net öğrendik: bazılarının(Mert) tatil anlayışının merkezinde gerçekten yemek var.
Büyük Buluşlma – Kale, koy, yüzme, tırmanış
En sonunda üç grup Olimpos’ta buluştular. Sonraki günlerde olay tamamen keşif tarafına döndü. Kale tırmanıldı, koylara inildi, mağaralara yüzüldü, kayalardan atlama muhabbetleri döndü. Kimisi düşünmeden atladı, kimisi dakikalarca kendini hazırladı, kimisi sadece izledi. Mert
Bu tarz anlarda ekip daha da ortaya çıkıyor. Kim gaz veriyor, kim dalga geçiyor, kim gerçekten destek oluyor, hepsi belli oluyor. Zaten yol arkadaşlığı biraz da böyle bir şey. Uzun yolda tanıdığın insanı başka türlü tanıyorsun.
Bir yandan da sürekli küçük krizler yaşandı. Pil bitti, sigorta attı, sıcak bastırdı, arı soktu, ekipman naz yaptı. Ama bunların hiçbiri günü bitirmedi. Her seferinde bir çözüm bulundu ve devam edildi.
Üç grup, üç ayrı rota, tek buluşma noktası
Bu yolculuğun en güzel yanlarından biri herkesin aynı şekilde ilerlememesi oldu. Kimi farklı saatlerde çıktı, kimi farklı yerlerde durdu, kimi başka rota yaptı. Ama sonunda yollar yine birleşti.
Bir yerde iki takım buluştu, başka bir yerde diğer ekip yetişti. Aradaki eksik parçalar tamamlandı. Herkesin anlattığı başka bir hikaye vardı. Biri kamp kısmını yaşadı, biri otel tarafını, biri yolda kaldı, biri daha çok çekim aldı. Hepsi birleşince de ortaya tek düze değil, gerçekten yaşayan bir tatil hikayesi çıktı.
Dönüş yolu: tatil bitiyor ama muhabbet bitmiyor
Her güzel yolculuk gibi bunun da dönüşü vardı. Finike, Elmalı, Denizli hattı üzerinden geri dönüş planlandı. Haritada başka, gerçekte başka süren bir rota daha.
Dönüşte de klasikler devam etti. Benzin molaları, sigorta problemi, şişen GoPro pilleri, sıcakla mücadele, yemek arayışı… Ama bir yandan da artık herkesin üstünde o dönüş yorgunluğu vardı. Tatilin son günü insanı başka vuruyor.
Yine de yol boyunca espri bitmedi. Kimin gerçekten tatil yaptığı, kimin ırgat gibi eşya taşıdığı, kimin kampçı olup kimin her şey dahil takıldığı son güne kadar konuşuldu.
Bu yolun özeti
Bu vlog kusursuz bir rota rehberi değil. Burada her şey tam saatinde olmadı. Her çekim temiz çıkmadı. Her plan tutmadı. Ama zaten bu yüzden güzel oldu.
Akyaka’dan başlayan, Patara’ya uzanan, Knidos’tan geçen, Olympos’ta toparlanan bu yol; biraz motor, biraz yol arkadaşlığı, biraz yaz sıcağı, biraz kamp, biraz otel, biraz da doğaçlama ile şekillendi.
Kısacası üç grup, üç ayrı rota vardı ama sonunda tek bir güzel anı çıktı.
West Riders Custom tarafında bu tarz yol, motor ve gerçek sürüş hikayelerini seviyorsanız, bu vlog tam o kafada bir iş oldu. Fazla süsü yok. Ne yaşandıysa o var.
Bir sonrakinde yine erken çıkacağız deriz. Yine geç çıkarız. Ama yine gideriz.


